Pazar, Ekim 04, 2009

LACİVERT

















Lacivertti

Koyu mavi renklerde, ipek kumaştan bir batikti sanki gökyüzü. Ve içime damlıyordu boyası, damladıkça dağılıyordu içimde lacivert. Ruhum daralıyordu koyu mavi renklerde, kafamı kaldırdığımda ise sabah olmamıştı henüz,senden ayrılmış yol alıyordum bilinçsizce bir yerlere. Belki evimdi belki bir çay evi, belki bir deniz kenarıydı gideceğim yer. Belki de bir durağım bile yoktu. Kuşlar siyahtı hala uçarken. Kulağımda bir  şarkı mavi çalıyordu
Sessiz sessiz yürüdüm, ayaklarım ağladı. Niye ağladı bilemem ama giderken ağladı ayaklarım.

Ağladım…

”Gidiyorum” dedim, Dur! Demedin, Git! Demedin, Kal! Demedin… Hatta hatırlarım; bir şeyler vardı o sırada elinde, onlara bakarken başını kaldırdın, umarsızca öyle bir baktın gözlerime, sonra bir şeyler verdin elime masaya koymam için ve devam ettin işine. Yeşilmiş gözlerin hiç bilemedim ,bakmamışım belli ki  ellerini de hiç tutmamışım hiç sıcak değildi giderken
Acıdı yüreğim. Bölündü parçalara, ağlayamadım günlerce. “Delirdim “sandım o günlerde. “Dayanıyorum ” dedim ama inanma dayanamadım, boş boş baktım günlerce, hıncım çıktı bin bir yerden, kimse anlamadı.


Oysa dudaklarımda sana gelirken kocaman bir papatya, gözlerimde havai fişekler vardı. Her sana gelişimde,
tam kapının arkasında yüzümü saklamaya çalışıyordum. Yüzümdeki çiçekler, renkler, kuşlar havasız kalıyordu. Sırf bu yüzden söyleyeceğim öyle kızgın sözler oluyordu ki çiçekler soluyordu. "Kölen olmaya razıydım " demiyorum, zaten en batsız köleydim elinde. Biliyorsun, biliyorum… Kimse sevmedi seni böyle! Onlar, bambaşka birini sevdi ki ben hiç tanışmadım o senle. En sert, en sinirli, en kötü, en acımasız, en yalancı en umursamaz, en vicdansız halini tanıdım ben. Ve inanmazsın onu bile sevdim. Kaçmaya çalıştıkça senden, zincirlerle bağladım seni kendi kendime. Sonra gelen geçenden dinledim, “acıklıymış” gibi duran hikâyemi…

Bittim…
Avunacak insanlar aradım etrafımda. Bulduklarıma seni anlattım. Bulduklarımın avucuna gizlice kendimi sıkıştırdım. Tuttum avuçlarını iki elimle ,”saklamak zorunda değilsin” dedim, uzaklaştım. Kaç kişide çoğaldım, kaç kişide döndü adım bilemem.

Kızdım…

Olan her şeye kızdım. Elimde ne varsa kırdım. Dağıttım beynimdekileri sağa sola.
Beynim darmadağındı. Kurşun içimde patlamış gibi, kanım içimde akıyor gibi sıcacık terler döktüm.”Yarın bitecek, biter ki” dediğim hayal, yıllar oldu. Sızılarım bölünerek büyüdü içimde. Aynı acıdan milyonlarca yarattım.

Attım…

Seni içimden attığımı sanırken bambaşka bir şey attım. Ne olduğunu asla bulamadığım... Kaybolan birkaç şey var şimdi aslında ama her ne attımsa artık, geri gelemeyecek kadar uzaklarda şu an. Sen sanıp onları , fırlatabileceğim kadar uzağıma fırlattım tüm gücümle

Değilim

Ve şimdi, şu an ; mutsuz değilim, huzursuz değilim, yalnız değilim, dertli değilim, sevimli değilim, yalancı değilim, dürüst değilim, yaşlı değilim, genç değilim, ben değilim, o değilim , bu değilim öylesine ortalama bir yerdeyim. Her şeyin tam ortasındayım. Dengenin tam ortasında “0” ‘ ın üstündeyim . Tam ortadan tutulan, tutuldukça  da hiçbir değeri olmayan, bir yerdeyim . Ne sağa kayıyorum ne sola, ne düşüyorum, ne kalkıyorum
Hayattayım, susuyorum, yasıyorum.
Anladım ki olmam gereken kişi de  değilim, benim değilsin, senin değilim
(17/05/2009)