Cuma, Mayıs 09, 2008

30 YAŞ

Herkes hızla yaşlanıyordu birinciliği 29 yaşında olanlara verdiler ..

başlamadan  not : bu yazıdaki otuz yaş her kadın için farklı olabilir kimisi otuz beşinde girer  bu sendroma kimisi yirmi sekizinde .. ama  mesele bir otuz yaş sendromudur. hikayemiz de budur .) 

kendi adıma ne yaşımdan şikayetim var ne yaşlanmaktan ne de diğer ıvır zıvırdan ama insan 30 a doğru dümeni kırınca şöyle aldığı yola bakıyor.[ kaldı ki 1-2 sene daha yaşımı belirtmek için 2 li rakamları kullanıcam :p)]

Niye otuz yaşında kişi depresyona girer ? derin radikal kararlar alır?  diye düşündüm konu dallandı budaklandı beynimde bir sürü yerlere bağlandı özetle :


öncelikle 30 a doğru geldiğinizde çevrenizde ki tüm arkadaslarınız teker teker evlenmeye başlar. düğünlere gidersiniz( allaha çok şükür sünnet düğününden başka düğün görmedim).evli arkadaşlarınızı ziyaret etmeye başlarsınız. evliliğin ilk yıllarında olan bu mutlu çiftler bir müddet enerjinizi alır.sonra bunların çocukları olur. ve bitmek bilmeyen  hikayeler, fotoğraflar ...


Doğru insan hatta doğru yaşayan insan çocuk sevgisine sahip kişidir. Çocuk sevmemizde bir sıkıntı yok çok şükür kimse incelmeden , çocuk severken sizi izlemediği sürece  çocuk sevmek şahane bir duygu  hatta ! Ancak ;arkadaşlarınızın kardeşlerinizin çocuklarını severken sağdan soldan :

"sende yapsan artık bir tane kendine.başkasının çocuğunu severek olmaz" ( kazak örüyoruz sanki)
"Ee evlenme yaşın geliyor çoluk çocuğa ne zaman karışacaksın?"
(sevgilisi olanlar için )hadi hadi düğün ne zaman?
(sevgilisi olmayanlar için)ee artık bir enişte-gelin adayı bulmanın vakti geldi geçiyor evde kalacaksın
gibi cümlelerle önce zihniniz yıkanır ,sonra düşünmeye baslarsınız.(burası kadın ve erkek için)
Çünkü yaşınız gereği kendi evinizi , paranızı , tahsilinizi , askerliğinizi her ne haltsa bitirmiş misal , kadından kadına koşulmus her türlü fantezi denenmiş , her ilişki yaşanmış hatta ilişkinin sağlamaları yapılmış, barlardan gece hayatından yorulmus, sevgilinin iç çamaşır koleksiyonları bile bitirilmiş ,tv karşısında zapping ya da internette zaman geçiren evcimen insan grubu içine dahil olmuşsunuzdur.hayatta yenilik derken "yoksa evlensek mi yahu paronayasına" girmissinizdir. Evliliğe sıcak bakan otuza yaklaşmış yakın kişiler için artık evlilik , aile planları arasındayken olmayanlar için manik depresifliğin başlangıcındır .
Hayatinda hic aşık olmamişsa ,sevgili kavramlarindan uzak yaşayıp, kariyerle hayatini dolduran kadınların , kayışlarının koptuğu yaş sınırıdır otuz yaş !!.Kadın ; tam olarak bu yaş aralağında delirip kendini ordan oraya atar.Olmadık fikirler geçirir aklindan. Evlilikten hazmetmemesine ragmen - belirsiz bir sebeple- "evlendik" diyen arkadaslarından uzak durur.
 Enterasandir;cocuk yapmayı düşünmek bu yaş aralığında en ciddi alinan karardir.çünkü çocuk hareketlidir ve bir çocuğa dinamik anne gerekir. hormonlardan ve doğanın bir kanunu olmasindan mıdır bilinmez her kadının bu yaşta gizli ya da ayan beyan çocukla ilgili kararlar verir.[olumlu ya da olumsuz]29 la 30 arasında sadece 1 rakam oynamasina rağmen yüzünde çizikler, kırışıklıklar görmeye başlar .genc çııtırların diri vucutlarına takılır gözü. yolculuklar dener , ev degistirir saçlını keser,boyar , bir kırılma noktası yaşar.Derinden gelen depresyon ise beraberinde extra verilen pazar ekidir.genc erkeklere bakmaya baslayanlar bile olur kendini tükenmiş zanneder ki bu kırık köprü yaklaşik iki yil devam eder ...

Çünkü Kadın için otuz yaşında olmanın götürüleri vardır ; ( erkekler adına yorum yapamayacağım )birlikte oldugunuz sevgililerin ne ilkisinizdir ne sonuncusu.ama nedir huzur bulmak, her türlü yaşanmış maceradan sonra doymuş bir ilişki adına tercih edilirsiniz .yaşınız gereği oyunlardan uzak ,taşları bilinçli bir şekilde karelerde ilerletirsiniz.kaprisleriniz azalmış,kariyer,para,aşk derken tatmin olmuş şekilde hayatta amaç ararsınız." erkek cocuğum olsun ,omuzumda gezsin,kamp yapalım" hayalleri bile gecer aklinizdan şehri terkedişler icin yaşlısınızdır ve mevcut tecrubeniz zihninizde sizi diğer sorulardan uzak tutacak kadar fazladır. evliliğe bir adım uzak,yalnızlığa bir adım yakın ortada bir yerde durursunuz.sorularınız azalmış ,cevaplar icin yolculuğa çıkma evresindesinizdir.

çocuğu hazırda olanlar ise rahattır. çocukla derdi yoktur ama kocayı unutur. sevişmeler ayda birlere iner.( kocanın bu arada aldatma evresi bambaska konudur girmiyorum )...
fikrimi soracaksanız ,diyeceğim şudur ki,bunca kadınla kadın muhabbetinden sonra çocukları olan ebevynleri (bilhassa kız çocukları olanları uyarmak isterim) kız çocuğuna özgürlüğü vermek ve birey yapmayı öğretmekten ziyade kadın olmayı ve kadın güdülerini hatırlatmaları gerekir. 

bir nesil ( Duygu Asena çağı) kendi paramı kendim kazanırım, erkekler şöyledir ,böyledir diye diye kadın ve kadınlık kavramlarını unuttuk.yaşımızı sorgulayıp , erkekleri rakip olarak görmeye başladık.(aile,evlilik, çocuk , kavramları için) "aman aman ben evlenmem ""evlenenemem "cümlelerine alıştı dilimiz. elbet bu halimden memnunum ancak  hala sorgularım: böyle hissettiğimden mi  böyle hissetmek istediğimden mi ? bu sorunun sendromla alakası yok. benim iç dünya sorularım  buraya  karıştı :) 


( Ayşe Arman a gönderilecek yazı oldu allah 30 kere belamı versin !)


ama şimdi elimde  viskili  kahve  çikolatalı kek yatağımın  içinde  düşünüyorum da ; düşününce zengin bir kocanın parasını yeyip çocuğuna dünya klasiklerinden öyküler anlatarak uyutmak, pazartesi sabaha parka götürüp salıncakta sallamak gibisi yok sanırım ...


salla salıncağı yaşa hayatını ( yeni sloganım!) yani şimdilik diyeceğim budur .( yine de güzel bağladım)

( parkın önünde çocuğunu huşu içinde sallayan anneyi görünce ilham aldım.meraklanmayın ezan sesiyle geçti )

günler sonra gelen edit : hepsi başımdan geçecek sandım ama geçmedi aynen başımdan geçti demek için bir sonraki editimi sakladım



tahinpekmez /2 mart 2007

4.5 DAN 5 ALANLAR

Bu yazı 10 luk sistemde ya da yıldızlık pek iyi lerle büyümüş çocuklara ithaf edilmiştir )
yazılıdan epeyce zaman geçmiş her ders başlangıcında acaba bugün okur mu ? heyecanıyla devam eden garip bir psikolojik rahatsızlık yaratan kağıtlardı yazılı kağıtları ...

ama öğretmenin eliyle kapıyı itmesinden bana mı malum olurdu bilmem, anlardım ki gün bugündür . elinde bir tomar ucu yıpranmış yazılı kağıdı , bir defterin içinde durur, göğsüne yakın elinde taşıyarak masasına doğru ağır ağır yürürdü . yüzünde, tam dudağının kıvrımında hain bir gülüş olurdu ki o edayla sanki elindekiler mühim değilmiş gibi masanın en güzel köşesine gelişi güzel koyardı .. bu köşe genelde sınıfın her sırasından kolaylıkla görülebilirdi. Bilardo vari hesaplar mıydı bu köşeyi dye düşünürken elbette hayır ! biz öğrenciler “ders işlemesek de nereye yoğunlaşsak ? ” edimsel koşullanmalar içinde türlü düşüncelerle yazılı kağıtlarına odaklandığımızdan masanın her köşesi gözümüze takılırdı . bu sırada öğretmen pusuya yatar, tahtaya dönüp bir şeyler yazardı. Sınıf sessiz, yarım akılla dersi dinlerdi.( kendimi çoğullaştırdım genelledim )( bazen bazı öğretmenler insaflı olur şimdi mi okuyayım dersin sonunda mı diye sorardı .lakin öylesi güzel olmazdı .
............
İki tür öğrenci vardır : (aslında 4 -5 tür öğrenci vardır ama bunu 2 olarak belirlemek mevzuyu anlatmak açısından kolay. O yüzden ikiyi seçtim) -yazılıları hiç umursamayıp” lan oğlum geçelim gerisini bos ver “diyenler bi’ çok çalıştım 7 alamam diyenler . lakin her iki öğrenci grubu da yazılı kağıtlarının sonuçlarını aynı hissiyatla beklerdi . tüm bu bekleyiş sırasında, sizin takip edeceğiniz kişiler olurdu . Hoşlandığınız erkek ,( lezbiyen değiliz çok şükür ) o erkeğin hoşlandığı kız,( pembe diziydik mübarek ) durum muhakemesi yapabilmek için kopya çektiğiniz ya da sizden çeken arkadaşınız . ( ara sıra siparişler de olurdu:” kaç almışım dinlesene” diyenler gibi ) böylesine organizeydi bazen .

Ayrıca yazılı kağıtları gibi bir de not defteri gibi salak bir şey çıkardı eğitim bakanlığı . içinde en küçük ve iğrenç pozunuzla arkası mavi ya da kırmızı fonda aptal vesikalık fotonuzun bulunduğu küçücük kareli defterler .. (oldum olası hiç hazmetmedim neyse .) ve yazılı kağıtları defterin arasından çıkar ele alınır yazılı okunur kerem 3, filiz 4, murat 6 , Mehmet 8 derken sizinkine gelir 4.5 tan 5 . , .
sessizlik olur . şimdi nedir bu? “ dgf556!’^+% ” demek istiyorsunuz ama diyemiyorsunuz gözlerinizde alık bir bakış.

Hayır mevzu ne 4 dür aldığınızdır ne 5! “4.5 “ nasıl bir rakamdır?bir öğretmen niye sınıfın içinde son sesiyle 4.5 tan 5 der ?” ben sana acıdım da verdim “gibi . “yetersizdin ama son anda kurtardın paçayı” gibi ..

Bu ya 4 dür ya 5. İkisinden birini versen ne olur? Niye kafama anlamsız rakamlar ve manalar sokarsın ?. kopya çektiğin arkadaşını dinlersin onunki 5 dir . ulan nereden kesti de 4.5 oldu sorusu bile geçer akıldan sırf bu inatla bir koşu “kopya çektik biz. Hoca, bu nasıl bir nottur ? “ diyesin gelir ama bu kez birinden “ almışsın 5’i otur oturduğun yerde inek “lafı duyacaksınızdır ve bu 4.5 den daha ağırdır . Düşünürsünüz .düşündüğünüz şey hayatınızda ki 0.50 lik bir farktır . bir şey yapmışsınızdır ne olduğunu bilmiyorsunuz üstelik ne öldüren ne zarar veren bir şeydir ama yine de bu sizin gözünüze sokulur .

4 verse “ 0.50” canınızı hiç sıkmayacak.“ ulan kaldık yine “ diyeceksiniz . üzüntü ya da düşünce her ne haltsa boyut değiştirecektir . ama 4.5 tan 5 ! ağır gelir can sıkar 5 deseydi oysa tam olacaksınız . öyle de hissedeceksiniz Zira sonuç”5 “dir .bir öğretmenin demesi gereken cümle budur . 5 ! misal karnede asla “4.5 tan 5” ibaresi yoktur ki ?” nedir bu? “ bile deme hakkınız yoktur. Saçma bir şeyi kafaya takmışsınızdır. Ve arkadaşlarınızla da tartışamazsınız ilk diyecekleri şey “amma uzattın ben 5 aldım diye kıskandın mı ? ikimizde geçtik işte .” ya da “ooo paşam biz 3 aldık hanfendinin düşündüğü şeye bak !” ama mevzu o değildir velhasıl ne mutlu ne huzurlu eden notunuzu alır sinirle oturursunuz.
Kafanız dağılır . mevzu geçer Hoşlandığınız çocuğun notunu yakalamaya çalışırsınız sonra ‘O’ kızın. hayatta ki diğer 0.50 lik aralara takılır,yazılın notundan uzak hep biraz eksik yaşamaya alışırsınız .Sonra sonra anlarsınız ki hayatta bi ‘ 4.5 tan 5 alanlar vardır bir de 5!

Daha da genişletip kendinizi , 3.5 tan 4 alanları düşünür, yıldızlı pek iyilerle karmaşalar yaşarsınız .
"kaydetmek güzel şeydir ilham hiçbir şey "




sıcaklarda kaybettiğim aklımı sıcaklarda ararken
tahinpekmez /1 temmuz 2007